3 Ağustos 2007 Cuma

"Objektif CV" Projesi

Bir CV düşünün... Sahibi ben, ama yazarları siz...

Girin, görün, hatta yazın...why not?

http://objektifcv.blogspot.com/

3 Temmuz 2007 Salı

The Product: Cem Batu

Evveeet.. Ürünü tanıtma vakti. Hiç sevmediğim bir durum olmasına rağmen sanırım kendimden bahsetmem gerekiyor. 1980 yılının Haziran ayında, hem de 25. gününde doğasım gelmiş. Sonrasında normal bir çocukluğun anormal anıları tabiki...

Akademik hayatımdan bahsetmek gerekirse, üniversitede Bilgisayar mühendisliği bölümünü bitirdim ve şu an YTÜ'de MBA yapmaya devam ediyorum.

Gelelim iş tecrübelerine... Çocukluğumdan beri reklam sektörüne ve pazarlamaya meraklıyım. Hatta (belki birçokları gibi) okuma-yazmayı reklamlar sayesinde söküp okula başlamıştım. Daha net anlatmak gerekirse sinemaya mutlaka 10 dk. önce giderim reklamları ve fregmanları seyredebilmek için, geç gelenlere de uyuz olurum :). Baya takıntılı bir durum söz konusu anlayacağınız. Bu merakı hem fiziksel hem dijital dünyada uygulmaya koymak ve yaşatmak nasip oldu. Yıllarca sektörün önde gelen ajanslarında proje yöneticisi olarak çalışma fırsatını elde ettim. Bahsedilen statü a'dan z'ye hizmet anlamında interaktif pazarlamanın tüm unsurlarını içeriyordu. Avea, Axess, Boyner, T-box, Beymen, Mey İçki Grubu, Efes Pilsen, Lassa, Bridgestone, BurgerKing, Ottomanempire gibi, sektöründe önde gelen firmalar ile çalışıp, müşteri portföyümü genişletme ve kendimi geliştirme şansını yakaldım. İnteraktif pazarlama, dijital uygulama, viral vs. vs. dallarında, sektörün tamamı tarafından başarılı kabul edilen ve hatta çeşitli ödüller ile tasdiklenen işlerin bizzat içinde yer aldım. Şu an Milliyet'te, dijital reklam departmanında çalışıyorum ve günümüzün deyimi ile "freelance" olarak pazarlama (interaktif-direk-ilişkisel-deneyimsel-gerilla) danışmanlığı yapıyorum. Bütün bunlar için çalıştığım tüm ajanslara ve çalışma arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim. Zaten bu teşekkürlerim yüzünden "Sevgi Kelebeği" etiketi sırtıma yapıştı. Pek mutsuz sayılmam bu durumdan aslında, sevgiye kimin ihtiyacı yok ki?..

Her reklamcı ve sanal dünya meraklısı gibi biraz deli dolu bir delikanlıyım. Evet saçlarda beyazlar belirgin ama hala gencim ben tamam mı?

Bütün bunların dışında 2-3 yıllık bir sahne deneyimim söz konusu. "Kızları tavlamak için çalıp söylemiyorduk biz sahillerde, bir amacımız vardı" ya getiriyorum durumu. Hatta şiir ve denemelerde yazıyorum kendimce (Ödül de almışlığımız var ayıptır söylemesi), hani derler ya 10 parmak 10 marifet, öyle bir durum yani :). Şaka şaka, bende herkes gibiyim, oldu mu:)

Nelere mi bayılıyorum? Canım karıcığıma (muckss!!!), kütüphaneme, Lost'a (Flashfuture diyorum başka birşey demiyorum:)) Heroes'a, Rezervura Köpekleri ve Olağan Şüpheliler'e, film seyretemeye ve televizyonuma, metafizik ve kuantuma, tasavvufa, arkadaşlarıma, kola'ya, ızgara ete [konudan sapıyoruz galiba], interakatif pazarlamaya, reklamlara ve sanal aleme tabiki...

Burada sizlerle "bence" leri, özellikle dijital reklam sektöründeki gelişmeleri, şiir ve denemelerimi, kısacası "cem batu" ürününü oluşturan tüm hammedeleri paylaşacağım.

E bu kadar tanıtım yeter. Zaten siz beni nasıl görmek isterseniz öyle göreceksiniz.

Sevgi ve Saygılar Biz'den...

19 Haziran 2007 Salı

Türkiye'nin Reklam Sektörü Viral ile Sarsılacak!

Bu yazıda çok büyük/afilli cümleler kurup sizi sıkmayacağım, çok teorik olmamaya ve içimden geldiği gibi yazmaya çalışacağım. Zaten google'dan arattığınızda karşınıza çok güzel yazılar çıkacaktır ama benim derdim başka!

Mesela sol üst taraftaki görsel çalışmayı görmeyen neredeyse kalmamıştır. TV reklamı yapması yasak olan bir sektörde bundan daha iyi nasıl değerlendirilir fırsatlar bilemiyorum. Türkiye'de viralin babalarından biridir bu çalışma. Tek bir görsel ile bütün konuyu özetlemek diye ben buna derim:)

Çok iddialı bir başlık olduğunun farkındayım ama interaktif pazarlama dünyasının içindekiler bunun böyle olacağını bilirler. Web 2.0 ve diğer gelişmeler ile artık içerikler tamamen kullanıcıların hakimiyetine geçme yolunda ilerliyor. Blog'un başlığının altındaki slogan aslında tamamen bu durumu net ifadeler ile anlatmak amacındadır.

Bunun birçok sebebi var, bunları teker teker saymaya gerek duymuyorum. Zaten artık çoğu kişi bunların farkında. Pazarlama açısından baktığımızda ise (hedef kitle bazında) olayı şöyle özetleyebiliriz aslında: Artık çoğu insan bilgisayar ile çalışıyor, dolayısı ile gününün en az 5 saati ile 12 saati (ve hatta daha fazla olanlar var bkz. ben) arasında internette dolaşma imkanı buluyor. Akşam evine gittiğinde ise en fazla 4-5 saat (tabi bu zamanın içinde yemek, duş, ailesi ile muhabbet vs. gibi durumlar söz konusu) ayakta kalabiliyor. İnternetin, iletişimsel bütün avantajları yanında, bu olağanüstü gelişminin en önemli nedenlerinden biri de bu süreçler kanımca, anladın sen onu:). Şunu demeye getiriyorum aslında; Örneğin viral patlamasında büyük rolü olan Youtube için daha çok zamanımız var ama TV, Radyo vs. için çok daha az. Ve daha da önemlisi pazarlama aktivitelerinin aynılığından sıkıldık, bizler farklılaştıkça onlarda bizimle beraber gelişsin istiyoruz.

Şimdi aşağıdaki sorular üzerine biraz düşünmenizi rica ediyorum rica ediyorum:

E tamam, yukarıda anlatılanları (ve anlatılmayan bir sürü süreç ile avantajı) biliyoruz, peki bununla ilgili neler yapıyouz? Pazarlama aktivitelerimizi, iletişim stratejilerimizi ve konumlandırmalarımızı bu süreçleri göz önünde bulundurarak yapıyor muyuz? Önümüzdeki engelleri fırsatlara, dezavantajları avantajlara çevirmeyi başarabiliyor muyuz?

Çoğumuzun (ben de dahil) kabul etmesi gereken birşey var ki yukarıdaki sorulara %80 vereceğimiz cevap "aslına bakarsan hayır, yeterince değil" olur.

Türkiye'de viral'e gereken önemi veren bireyler ve interaktif ajanslar var. Gün geçtikçe sayıları artıyor. Örneğin kendilerini çok sevdiğim ve işlerine büyük saygı duyduğum Litespell (Erhan ve Can, selamlar:) ) bu gelişimi/fırsatı gördü ve en iyi şekilde değerlendirdiler. Duracell müzik maratonu için çektikleri viral video gerçekten çok başarılı ve kendileri ile konuştuğumda bu tip çalışmaları devam ettireceklerini söylediler. Bu güzel virali aşağıdan seyredebilirsiniz, eminim siz de benim gibi düşüneceksiniz:



Aşağıda (aslında çoğunuzun bildiği) Türkiye'de patlama yapmış viral örnekleri görebilirsiniz. Seyredin ve beni anlayın istiyorum, beni anlıyor musunuz :)




Nasıl? Gerçekten güzeller değil mi? Amaçları belli, ulaşmak istedikleri noktayı tam hedefinden vuruyorlar. Akılda kalıyorlar, birşey sizi dürtüyor ve paylaşmak istiyorsunuz. Bundan 4 yıl sonra bile aklınızda kalacaklar ve bir muhabbet sırasında "abi şey vardı hatırlıyor musun? Iımmm hani sayko bir herif taksimde çılgın gibi şarkı söylüyordu... Ne ses vardı be abi herifte, neydi ya? Hah, hani şu duracell olayı! " diyeceksiniz. İşte bir markalaşma yolunda başarı kazanmak böyle birşey!

Artık 2 boyutlu (görmek ve işitmek) markalaşma stratejilerini bırakıp, 5, hatta 6 boyutlu (görmek, işitmek, koklamak, dokunmak, tatmak ve iç güdü) stratejiler oluşturmalı ve aktiviteler gerçekleştirmeliyiz (tamam bilgisayarlar şu an koku sıkamıyorlar ama çok daha farklı yollar ile bunu başarabilirsiniz). Bize bu fırsatı sunan birçok yeni araç var, bu fırsatları görmeli ve değerlendirmeliyiz.

Sonuç olarak önümüzdeki 2 yıl içinde Türkiye bu fırsatı değerlendirecek ve reklam ajanslarının büyük bütçeli prodüksiyonları yerini interaktif ajansların çok daha küçük bütçeli viral pazarlama aktivitelerine bırakacak. Çok başarılı örnekler göreceğiz, yapacağız ve gelişeceğiz. Çoğu reklam ajansı da bu durumun farkında olduğu için kendi bünyelerinde interaktif ajanslar kurmaya başladılar (Durumu daha net özetleyemezdik sanırım). Yani Türkiye'nin reklam sektörü Viral ile Sarsılacak!

Hadi abi, müthiş bir seneryo geldi aklıma, kap kamerayı gidiyoruz, zengin ve ünlü olacağız :)

16 Haziran 2007 Cumartesi

Yahoo'dan büyük Gaf! Protesto ediyoruz...

Yahoo'da hava durumu bölümüne girip "İstanbul" yazdığınızda karşınıza "byzantion" kelimesi çıkıyor. Bu büyük bir gaftır, belki de bilinçli bir harekettir! Bütün blogları, bireyleri, kurumları protestoya davet ediyorum.

Çok Yakında...

İnteraktif Pazarlama Diyalog Platformu!
"Kim olduğun o kadar bağırıyorki, ne dediğini duyamıyorum!"

13 Haziran 2007 Çarşamba

Farkında olmadan etkilemek ve WOM yaratmak!

Dün işten eve döndüğümde, apartman girişindeki posta kutumda duran mektup dikkatimi çekti. Elimi uzatıp aldım ve ön yüzüne baktım. O an kahkalar ile gülmeye başladım :). Hatta asansöre doğru yürümem yaklaşık 3-4 dakika sürdü ara ara durup gülme krizleri geçirmem yüzünden. Mektup "Cem Bey" adına gönderilmişti, evet yanlış okumadınız "Cem Bey". Cem Batu beklerken Bey ile karşılaşmak beni nedense çok güldürmüş ve gönderen ile aramda enteresan bir bağ oluşmasını sağlamıştı.

Mektup Domino's Pizza'dan geliyordu. Türkiye'nin bu yıl en iyi ülke seçildiğinden, yepyeni bir pizza çıkardıklarından bahsediyordu. Bununla birlikte bana denemem için promosyon kuponları gönderiyorlardı.

Daha sonra eşim eve geldiği zaman masada duran mektuba bakmasını rica ettim :). Eline aldığında benim verdiğim tepkinin aynısını verdi.

Domino's acaba bunu bilerek mi yaptı? Yani bir iletişim stratejisi miydi, yoksa db'lerinde soyadım kayıtlı olmadığı için mecbur mu kalmışlardı? Bunu akşam diğer posta kutularını kontrol ederek öğreneceğim.

Ancak her ne olursa olsun Domino's gün boyunca maruz kaldığım yüzlerce pazarlama aktivitesinden sıyrılarak kendine sağlam bir yer edinmiş oldu. Belki farkında olmadan beni etkilediler ve hatta bu sayede wom yarattılar (bkz. blog bunu yazıyor).

Buradan çıkaracağımız sonuç şu olmalı: İnsanları gün boyunca bombardımana tutan tüm pazarlama aktivitileri aynılık gösteriyor. Ya yetersiz kalıyor yada iyi bir görsellik taşımaktan öteye gidemiyor. Daha net bir ifade ile farkındalık sağlamıyorlar. İşte bu farkındalığı sağlayabilen aktiviteler (ki bu örnekte olduğu gibi çok ufak hamleler ile bu sağlanabilir) wom yaratma ve akıllarda kalma eğilimi gösteriyorlar.

Farklılaşmak farkındalık sağlar ve her zaman iyidir! Farkında olmasak bile :)

Fenerbahçe'nin Büyük Pazarlama Aktivitesi: R. Carlos

Öncelikle bir Galatasaray fanatiği olduğumu belirtmeliyim. Ama aynı zamanda bir pazarlama delisi olduğumu düşünrsek FB'yi tebrik etmemde bir sakınca göremiyorum:)

Herkes Carlos'un Fenerbahçe'ye ne kadar faydalı olabileceğini konuşuyor. Neymiş efendim 34 yaşındaymış. Öncelikle Carlos'un ölmüş hali bile Türkiye'deki herhangi bir sol bekten daha iyidir, en azından aynı seviyededir.
Gelelim işin bizi ilgilendiren ve heyecanlandıran kısmına. Öncelikle Galatasaray yurt dışında tanınabilmek için yıllarını harcadı ve binbir zorlukla Uefa kupasını kazandı. Bu başarı GS'nin yurt dışında bir nebze tanınmasına olanak sağladı. Ancak GS'nin yıllarca terini akıtarak yaptığını, Fenerbahçe Carlos transferi ile gerçekleştirmiş oldu. Hatta muhtemelen ilerleyen dönemlerde GS'den çok daha fazla tanınır bir hale gelecek. CM, Fifa, Manager gibi oyunlarda, insanların Carlos'u artık hangi takımdan transfer etmek isteyecekleri ortada:)

Türkiye turizm ve ülke tanıtımına her yıl ne kadar bütçe ayırıyor biliyor musunuz? İşte bu işi daha büyük boyutta ve tek kalemde yaptı Fenerbahçe... Hem de ülkesine tanıtımına inanılmaz bir katkı sağlamış oldu.

Bir de işin maddi boyutu var. Carlos'un forma vs. gibi malzemelerinden elde edilebilecek karı düşünebiliyor musunuz? En basitinden daha şimdiden özellikle benzin istasyonlarında promosyon ile dağıtılan Carlos biblolarını görür gibiyim. Carlos ve Fenerbahçe'de dolarları görüyorlardır sanırım.

Bir tavsiyem var Fenerbahçe'ye. Artık world-wide bir kulüp olma yolunda sağlam adımlar ile ilerliyorsunuz. Özellike bu transfer ile çok büyük bir adım attınız. Bir de world-wide-web'te ilerlemeye ne dersiniz? Şimdiden Carlos'un Fenerbahçe forması ile dünya çapında ödüllü advergame (mesela frikik oyunu diyelim) turnuvalarını görebiliyorum, ya siz? Ya da güzel seneryolu virallerin dünyaya yayıldığını. Siz de fırsatları görün istiyorum!

Sonuç olarak ülkemiz adına çok önemli bir iş yaptı Fenerbahçe.
Bu transferde emeği geçen herkese teşekkür etmek düşüyor bizim gibi ipazarlama delilerine...