22 Eylül 2008 Pazartesi

"Fenomen Blogger"

Türkiye'de bir ilk olan "Fenomen Blogger" projemiz internette konuşulmaya başladı. Bu bizi inanılmaz mutlu ediyor. Diğer tüm interaktif pazarlama projelerinin dışında bir proje bu. Herşeyden önce çok dinamik. Devamlı takipteyiz ve proje devamlı şekilde yeni bir boyut kazanıyor. Yorumları okuyor ve onların soruları-istekleri-yorumları doğrultusunda biz de projeyi şekillendiriyoruz.

Projenin basit olması ve basit araçlar ile yönetilmesi ilk andan beri en önemli önceliğimiz. Çünkü blog'lar basittir ama onları farklı kılan, özelleştiren, blogger'ın kendisi, düşüncesi, yazdıkları ve yorumlarıdır.

Süreç bizim için inanılmaz keyifli gidiyor. Ben bile projenin heyecanı ile uzun zamandır güncelleme fırsatı bulamadığım blog'uma devam kararı aldım. Çok özlemişim yazmayı...

Bu hafta proje konusunda tüm soru işaretlerini gideriyor olacağız. Detayları http://fenomenblogger.blogspot.com adresinden takip edebilirsiniz. "Sürprizlere hazır olun!" :).

Bazı blogger'larımızın yazılarını aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz...Bu blogger arkadaşlarıma güzel yorumları ve katkıları için çok teşekkür ederim.

Pardus007
siberkültür
Bir Grafikerin Web Günlüğü
Eray Endeş
H. Cihan Salim - Günce... Blog...

20 Eylül 2008 Cumartesi

Doğrudan Pazarlama!

Bugün 1-0 eğitim ajasının düzenlediği eğitimlerin "Doğrudan Pazarlama" bölümü için bir sunum yaptım. Ben çok keyif aldım, bilemiyorum katılanlar neler hissetti ama...

Hazırladığım sunumu ilerki günlerde burada da paylaşacağım. Pazarlama dünyasında neler olup bittiğini özetle anlatabilmekti bütün derdim. Buraya da bir iki cümle yazmak istedim, belki bir okuyan olur :).

1. Çok büyük bir laf gibi gelse de bence günümüzde "İyi bir pazarlamacı, pazarlamayandır!"
2. Herhangi bir pazarlama aktivitesinin iki unsuru olmalıdır veya en azından bu iki unsur hedeflendmelidir artık: Dahil etme (experiential) ve harekete geçirme (act)!

16 Eylül 2008 Salı

Farklı Projeler, Farklı Deneyimler!

Ne kadar da uzun zaman olmuş yazmayalı. Neyse, yazacak çok şey birikti. Artık mümkün olduğunca yazmaya çalışacağım.

Deneyimsel pazarlama odaklı ve fark yaratacağını düşündüğümüz projelerimiz yavaş yavaş hayata geçiyor. Bir tanesine daha yeni başladık sayılır ama şimdiden internette konuşulmaya başlandı. El emeği, göz nuru bir projeyi hayata geçirdiğinizde hissettiğiniz mutluluğun tanımı yok sanırım. Bu yüzden mi iş kolik diyorlar bana bilemiyorum :).

Detayları vermeyeceğim. Proje sonuçlandığında konuşmak daha keyifli olacak umarım. Şimdilik "Fenomen Blogger" çıtlatmasını yapıyor ve siz bloggerlar! süprizlere hazır olun diyorum...

27 Mayıs 2008 Salı

uzun zaman oldu....

Evet, uzun zaman oldu... Farkındayım...

Ama artık daha farklı herşey. Vakit buldukça kısa kısa yazacağım inşallah. Yeni görev, yeni sorumluluklar. BBDO Türkiye bünyesinde bulunan Proximity Istanbul'daki yeni görevim ile Experiential Marketing konusunda farklılık yaratmaya çalışmak benim için inanılmaz bir mutluluk ve ultra heyecan verici...

Yazacağım... Düşüncelerimi, yaşadıklarımı...ve inşallah başardıklarımızı...

Reklam sektörünün geleceği başkalaşıyor. Bu başkalaşımda bir şekilde yer almak inanılmaz bir haz. Böylesine yaratıcı insanların arasında küçük bile olsa bir yer bulabilmek...

Daha ne ister ki bir insan?

Dedim ya, yazacağım...

3 Ağustos 2007 Cuma

"Objektif CV" Projesi

Bir CV düşünün... Sahibi ben, ama yazarları siz...

Girin, görün, hatta yazın...why not?

http://objektifcv.blogspot.com/

3 Temmuz 2007 Salı

The Product: Cem Batu

Evveeet.. Ürünü tanıtma vakti. Hiç sevmediğim bir durum olmasına rağmen sanırım kendimden bahsetmem gerekiyor. 1980 yılının Haziran ayında, hem de 25. gününde doğasım gelmiş. Sonrasında normal bir çocukluğun anormal anıları tabiki...

Akademik hayatımdan bahsetmek gerekirse, üniversitede Bilgisayar mühendisliği bölümünü bitirdim ve şu an YTÜ'de MBA yapmaya devam ediyorum.

Gelelim iş tecrübelerine... Çocukluğumdan beri reklam sektörüne ve pazarlamaya meraklıyım. Hatta (belki birçokları gibi) okuma-yazmayı reklamlar sayesinde söküp okula başlamıştım. Daha net anlatmak gerekirse sinemaya mutlaka 10 dk. önce giderim reklamları ve fregmanları seyredebilmek için, geç gelenlere de uyuz olurum :). Baya takıntılı bir durum söz konusu anlayacağınız. Bu merakı hem fiziksel hem dijital dünyada uygulmaya koymak ve yaşatmak nasip oldu. Yıllarca sektörün önde gelen ajanslarında proje yöneticisi olarak çalışma fırsatını elde ettim. Bahsedilen statü a'dan z'ye hizmet anlamında interaktif pazarlamanın tüm unsurlarını içeriyordu. Avea, Axess, Boyner, T-box, Beymen, Mey İçki Grubu, Efes Pilsen, Lassa, Bridgestone, BurgerKing, Ottomanempire gibi, sektöründe önde gelen firmalar ile çalışıp, müşteri portföyümü genişletme ve kendimi geliştirme şansını yakaldım. İnteraktif pazarlama, dijital uygulama, viral vs. vs. dallarında, sektörün tamamı tarafından başarılı kabul edilen ve hatta çeşitli ödüller ile tasdiklenen işlerin bizzat içinde yer aldım. Şu an Milliyet'te, dijital reklam departmanında çalışıyorum ve günümüzün deyimi ile "freelance" olarak pazarlama (interaktif-direk-ilişkisel-deneyimsel-gerilla) danışmanlığı yapıyorum. Bütün bunlar için çalıştığım tüm ajanslara ve çalışma arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim. Zaten bu teşekkürlerim yüzünden "Sevgi Kelebeği" etiketi sırtıma yapıştı. Pek mutsuz sayılmam bu durumdan aslında, sevgiye kimin ihtiyacı yok ki?..

Her reklamcı ve sanal dünya meraklısı gibi biraz deli dolu bir delikanlıyım. Evet saçlarda beyazlar belirgin ama hala gencim ben tamam mı?

Bütün bunların dışında 2-3 yıllık bir sahne deneyimim söz konusu. "Kızları tavlamak için çalıp söylemiyorduk biz sahillerde, bir amacımız vardı" ya getiriyorum durumu. Hatta şiir ve denemelerde yazıyorum kendimce (Ödül de almışlığımız var ayıptır söylemesi), hani derler ya 10 parmak 10 marifet, öyle bir durum yani :). Şaka şaka, bende herkes gibiyim, oldu mu:)

Nelere mi bayılıyorum? Canım karıcığıma (muckss!!!), kütüphaneme, Lost'a (Flashfuture diyorum başka birşey demiyorum:)) Heroes'a, Rezervura Köpekleri ve Olağan Şüpheliler'e, film seyretemeye ve televizyonuma, metafizik ve kuantuma, tasavvufa, arkadaşlarıma, kola'ya, ızgara ete [konudan sapıyoruz galiba], interakatif pazarlamaya, reklamlara ve sanal aleme tabiki...

Burada sizlerle "bence" leri, özellikle dijital reklam sektöründeki gelişmeleri, şiir ve denemelerimi, kısacası "cem batu" ürününü oluşturan tüm hammedeleri paylaşacağım.

E bu kadar tanıtım yeter. Zaten siz beni nasıl görmek isterseniz öyle göreceksiniz.

Sevgi ve Saygılar Biz'den...

19 Haziran 2007 Salı

Türkiye'nin Reklam Sektörü Viral ile Sarsılacak!

Bu yazıda çok büyük/afilli cümleler kurup sizi sıkmayacağım, çok teorik olmamaya ve içimden geldiği gibi yazmaya çalışacağım. Zaten google'dan arattığınızda karşınıza çok güzel yazılar çıkacaktır ama benim derdim başka!

Mesela sol üst taraftaki görsel çalışmayı görmeyen neredeyse kalmamıştır. TV reklamı yapması yasak olan bir sektörde bundan daha iyi nasıl değerlendirilir fırsatlar bilemiyorum. Türkiye'de viralin babalarından biridir bu çalışma. Tek bir görsel ile bütün konuyu özetlemek diye ben buna derim:)

Çok iddialı bir başlık olduğunun farkındayım ama interaktif pazarlama dünyasının içindekiler bunun böyle olacağını bilirler. Web 2.0 ve diğer gelişmeler ile artık içerikler tamamen kullanıcıların hakimiyetine geçme yolunda ilerliyor. Blog'un başlığının altındaki slogan aslında tamamen bu durumu net ifadeler ile anlatmak amacındadır.

Bunun birçok sebebi var, bunları teker teker saymaya gerek duymuyorum. Zaten artık çoğu kişi bunların farkında. Pazarlama açısından baktığımızda ise (hedef kitle bazında) olayı şöyle özetleyebiliriz aslında: Artık çoğu insan bilgisayar ile çalışıyor, dolayısı ile gününün en az 5 saati ile 12 saati (ve hatta daha fazla olanlar var bkz. ben) arasında internette dolaşma imkanı buluyor. Akşam evine gittiğinde ise en fazla 4-5 saat (tabi bu zamanın içinde yemek, duş, ailesi ile muhabbet vs. gibi durumlar söz konusu) ayakta kalabiliyor. İnternetin, iletişimsel bütün avantajları yanında, bu olağanüstü gelişminin en önemli nedenlerinden biri de bu süreçler kanımca, anladın sen onu:). Şunu demeye getiriyorum aslında; Örneğin viral patlamasında büyük rolü olan Youtube için daha çok zamanımız var ama TV, Radyo vs. için çok daha az. Ve daha da önemlisi pazarlama aktivitelerinin aynılığından sıkıldık, bizler farklılaştıkça onlarda bizimle beraber gelişsin istiyoruz.

Şimdi aşağıdaki sorular üzerine biraz düşünmenizi rica ediyorum rica ediyorum:

E tamam, yukarıda anlatılanları (ve anlatılmayan bir sürü süreç ile avantajı) biliyoruz, peki bununla ilgili neler yapıyouz? Pazarlama aktivitelerimizi, iletişim stratejilerimizi ve konumlandırmalarımızı bu süreçleri göz önünde bulundurarak yapıyor muyuz? Önümüzdeki engelleri fırsatlara, dezavantajları avantajlara çevirmeyi başarabiliyor muyuz?

Çoğumuzun (ben de dahil) kabul etmesi gereken birşey var ki yukarıdaki sorulara %80 vereceğimiz cevap "aslına bakarsan hayır, yeterince değil" olur.

Türkiye'de viral'e gereken önemi veren bireyler ve interaktif ajanslar var. Gün geçtikçe sayıları artıyor. Örneğin kendilerini çok sevdiğim ve işlerine büyük saygı duyduğum Litespell (Erhan ve Can, selamlar:) ) bu gelişimi/fırsatı gördü ve en iyi şekilde değerlendirdiler. Duracell müzik maratonu için çektikleri viral video gerçekten çok başarılı ve kendileri ile konuştuğumda bu tip çalışmaları devam ettireceklerini söylediler. Bu güzel virali aşağıdan seyredebilirsiniz, eminim siz de benim gibi düşüneceksiniz:



Aşağıda (aslında çoğunuzun bildiği) Türkiye'de patlama yapmış viral örnekleri görebilirsiniz. Seyredin ve beni anlayın istiyorum, beni anlıyor musunuz :)




Nasıl? Gerçekten güzeller değil mi? Amaçları belli, ulaşmak istedikleri noktayı tam hedefinden vuruyorlar. Akılda kalıyorlar, birşey sizi dürtüyor ve paylaşmak istiyorsunuz. Bundan 4 yıl sonra bile aklınızda kalacaklar ve bir muhabbet sırasında "abi şey vardı hatırlıyor musun? Iımmm hani sayko bir herif taksimde çılgın gibi şarkı söylüyordu... Ne ses vardı be abi herifte, neydi ya? Hah, hani şu duracell olayı! " diyeceksiniz. İşte bir markalaşma yolunda başarı kazanmak böyle birşey!

Artık 2 boyutlu (görmek ve işitmek) markalaşma stratejilerini bırakıp, 5, hatta 6 boyutlu (görmek, işitmek, koklamak, dokunmak, tatmak ve iç güdü) stratejiler oluşturmalı ve aktiviteler gerçekleştirmeliyiz (tamam bilgisayarlar şu an koku sıkamıyorlar ama çok daha farklı yollar ile bunu başarabilirsiniz). Bize bu fırsatı sunan birçok yeni araç var, bu fırsatları görmeli ve değerlendirmeliyiz.

Sonuç olarak önümüzdeki 2 yıl içinde Türkiye bu fırsatı değerlendirecek ve reklam ajanslarının büyük bütçeli prodüksiyonları yerini interaktif ajansların çok daha küçük bütçeli viral pazarlama aktivitelerine bırakacak. Çok başarılı örnekler göreceğiz, yapacağız ve gelişeceğiz. Çoğu reklam ajansı da bu durumun farkında olduğu için kendi bünyelerinde interaktif ajanslar kurmaya başladılar (Durumu daha net özetleyemezdik sanırım). Yani Türkiye'nin reklam sektörü Viral ile Sarsılacak!

Hadi abi, müthiş bir seneryo geldi aklıma, kap kamerayı gidiyoruz, zengin ve ünlü olacağız :)